- Menenjitin Bitkisel Tedavisi
- Menepozun Bitkisel Tedavisi
- Meneviş Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Mesane Çıbanlarının Bitkisel Tedavisi
- Mesane Kurdunun Bitkisel Tedavisi
- Mesane Taşlarını Düşürmenin Bitkisel Tedavisi
- Mesane Yanmasının Bitkisel Tedavisi
- Mesanede Oluşan Ödemin Bitkisel Tedavisi
- Mide Ağrısının Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Mide Bulantısının Bitkisel Tedavisi
- Mide Düşmesinin Bitkisel Tedavisi
- Mide Fesadının Bitkisel Tedavisi
- Mide İltihabının Bitkisel Tedavisi
- Mide Nezlesinin Bitkisel Tedavisi
- Mide Şişmesinin Bitkisel Tedavisi
- Mide Ülserinin(Mide Çıbanı)Bitkisel Tedavisi
- Mide Yanmasının Bitkisel Tedavisi
- Mide Yelinin Bitkisel Tedavisi
- Midede Hazım Güçlüğünün Bitkisel Tedavisi
- Migrenin Bitkisel Tedavisi
- Moral Bozukluğunun Bitkisel Tedavisi
- Müzmin Öksürüğünün Bitkisel Tedavisi
- Nane Yağının Faydaları
- Nasırın Bitkisel Tedavisi
- Nefes Borusu İltihabının Bitkisel Tedavisi
- Nefes Darlığının Bitkisel Tedavisi
- Nefes Kokusunu Önleyen Şifalı Bitkiler
- Nefes Tıkanmasının Bitkisel Tedavisi
- Nefes Yolu Balgamının Bitkisel Tedavisi
- Nefes Yolu Nezlesinin Bitkisel Tedavisi
- Nefes Zorluğunun Bitkisel Tedavisi
- Nergis Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Nezlenin Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Nuru Ayn Macununun Faydaları
- Omuriliği Kuvvetlendirmenin Bitkisel Tedavisi
- Omurilik Ağrılarının Bitkisel Tedavisi
- Omurilik İltihabının Bitkisel Tedavisi
- Omurilik Zedelenmesinin Bitkisel Tedavisi
- Omuz Ağrılarının Bitkisel Tedavisi
- Organizmaları Gençleştirmek İçin Şifalı Bitkiler
- Pamukçuğun Bitkisel Tedavisi
- Papatya Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Papatya Yağının Faydaları
- Parazitin Bitkisel Tedavisi
- Parmak Ağrısının Bitkisel Tedavisi
- Parmak Büzülmesinin Bitkisel Tedavisi
- Parmak Egzamasının Bitkisel Tedavisi
- Parmak Titremesinin Bitkisel Tedavisi
- Prostat Büyümesinin Bitkisel Tedavisi
- Rahim Ağrısının Bitkisel Tedavisi
- Rahim İltihabının Bitkisel Tedavisi
- Rahim Macununun Yapılışı Ve Faydaları
- Rahim Mantarının Bitkisel Tedavisi
- Rahim Yelinin Bitkisel Tedavisi
- Rahimde Mayasılın Bitkisel Tedavisi
- Raşitizmin Bitkisel Tedavisi
- Rezene Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Romatizmal Ve Siyatik Hastalıkların Bitkisel Tedavisi
- Romatizmanın Bitkisel Tedavisi
- Saç Dökülmesinin Bitkisel Tedavisi
- Saç Mantarına Önlemin Bitkisel Tedavisi
- Saçkıranın Bitkisel Tedavisi
- Saçların Ağarmasını Geciktiren Şifalı Bitkiler
- Saçların Gür Çıkmasını Sağlayan Şifalı Bitkiler
- Safra Kesesi Taşının Bitkisel Tedavisi
- Salgı Bezleri Tıkanmasının Bitkisel Tedavisi
- Sara Hastalığının Bitkisel Tedavisi
- Sarılığın Bitkisel Tedavisi
- Şark Çıbanının Bitkisel Tedavisi
- Sarmısak Yağının Faydaları
- Sedef Hastalığının Bitkisel Tedavisi
- Selülütün Bitkisel Tedavisi
- Sersemliğin Bitkisel Tedavisi
- Serve-i Hoş Macununun Yapılışı Ve Faydaları
- Siğilciğin(Behak) Bitkisel Tedavisi
- Siğilin Bitkisel Tedavisi
- Sinir Ağrılarının Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Sinir Geriliminin Bitkisel Tedavisi
- Sinir Kopmalarının Bitkisel Tedavisi
- Sinir Sertleşmesinin Bitkisel Tedavisi
- Sinir Zafiyetin Bitkisel Tedavisi
- Sinirsel Ağrılar(Nevralji)İçin Şifalı Bitkiler
- Sinirsel Gerginlik(Nöresteni)İçin Şifalı Bitkiler
- Sirac-ı Kalp Macununun Faydaları
- Sıracanın Bitkisel Tedavisi
- Sirozun Bitkisel Tedavisi
- Sırt Ağrısının Bitkisel Tedavisi
- Şişlerin Eritilmesinin Bitkisel Tedavisi
- Şişmanlığın Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Sistit Hastalığının Bitkisel Tedavisi
- Sivilcenin Bitkisel Tedavisi
- Siyatikin Bitkisel Tedavisi
- Soğuk Algınlığının Bitkisel Tedavisi
- Soğukta Oluşan Yaranın Bitkisel Tedavisi
- Solunum Azlığının Bitkisel Tedavisi
- Solunum Borusu İltihabının Bitkisel Tedavisi
- Solunum Güçlüğüne Bitkisel Tedavi
- Spazm Hastalığının Bitkisel Tedavisi
- Su Çiçeğinin Bitkisel Tedavisi
- Su Toplanmasının Bitkisel Tedavisi
- Sülüğün Doğal Tedavisi
- Sümbül Yağının Faydaları
- Sürincan Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Süsen Bitki Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Tansiyon Düşüklüğünün Bitkisel Tedavisi
- Tansiyon Yüksekliğini Tedavi Eden Şifalı Bitkiler
- Ten Güzelliği İçin Şifalı Bitkiler
- Ter Kokusunu Önleyen Şifalı Bitkiler
- Terlemenin Bitkisel Tedavisi
- Ülserin Bitkisel Tedavisi
- Ülserli Deri İltihaplarının Bitkisel Tedavisi
- Unutkanlığın Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Ürenin Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Urların Bitkisel Tedavisi
- Usandırıcı Kokuları Gideren Bitkiler
- Üşütme İçin Şifalı Bitkiler
- Uyarıcı Şifalı Bitkiler
- Uykusuzluğun Bitkisel Tedavisi
- Uykusuzluğun Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Uyuzun Bitkisel Tedavisi
- Vajinitin Bitkisel Tedavisi
- Varis İçin Bitkisel Tedavi
- Vebanın Bitkisel Tedavisi
- Veremden Korunmak İçin Şifalı Bitkiler
- Veremden Korunmak İçin Şifalı Bitkiler
- Veremin Bitkisel Tedavisi
- Vücuttaki Kanın Temizlenmesine Yardımcı Olan Şifalı Bitkiler
- Yanığın Bitkisel Tedavisi
- Yaraları Ve Urları İyileştiren Şifalı Bitkiler
- Yaraların Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Yarpuz Bitki Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Yaşlanmayı Geciktiren Bitkiler
- Yaşlanmayı Geciktiren Şifalı Bitkiler
- Yaşlıların Gücünü Artıran Şifalı Bitkiler
- Yel hastalığına bitkisel tedavi
- Yılancığın Bitkisel Tedavisi
- Yorgunluğun Bitkisel Tedavisi
- Yüz Felcinin Bitkisel Tedavisi
- Yüzeysel Çıbanın Bitkisel Tedavisi
- Zambak Yağının Faydaları
- Zatürenin Bitkisel Tedavisi
- Zehirlenmenin Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Zeka Açıklığının Bitkisel Tedavisi
- Zekerin Bitkisel Tedavisi (Penis İlaçları)
- Zencefil Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Zinde Kalmanın Bitkisel Tedavisi
- Zonanın Bitkisel Tedavisi
- Kategori: Şifalı Bitkisel Çaylar
- Ada Çayının Faydaları
- Akasya Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Amber Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Ardıç Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Baldıran Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Çavşir Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Çördük Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Defne Çayının Tedavi Ettiği Hastalıklar
- Fesleğen Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Hatmi Çiçeği Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Hüdhüd Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Ilgın Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Isınmak İçin Gereken Şifalı Bitkiler
- Kara Dut Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Karanfil Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Katuna Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Labada Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Meneviş Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Nergis Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Papatya Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Rezene Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Şişlerin Eritilmesinin Bitkisel Tedavisi
- Şişmanlığın Tedavisi İçin Şifalı Bitkiler
- Sürincan Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Süsen Bitki Çayının Yapılışı Ve Faydaları
- Tansiyon Düşüklüğünün Bitkisel Tedavisi
- Ülserin Bitkisel Tedavisi
- Üşütme İçin Şifalı Bitkiler
- Uyarıcı Şifalı Bitkiler
- Vebanın Bitkisel Tedavisi
- Veremin Bitkisel Tedavisi
- Sıtmanın Bitkisel Tedavisi
- Kategori: Sindirim Sistemi
- Kategori: Üroloji
- Dünyayı Tanıma Benlik Ve Başkaları
- Belirli Dönemlerde Kendini Tutma Yöntemleri
- Canlılarda Cinsiyet Nasıl Belirlenir
- Canlılarda Kromozom Aksaklıkları
- Cinsel Birleşme Ve Birleşme Duruşları
- Cinsel Farklılaşma Neden Olur
- Cinsel Gelişimde Davranış Farkları
- Cinsel Hormonların Etkinlik Biçimi
- Cinsel İlişkilerin Fizyolojisi
- Cinsel Soğukluğun Tedavisinde İyileşme Dönemi
- Cinsellikte Erken Boşalmanın Sebepleri
- Çocuğun Cinsiyeti Nasıl Belirlenir.?
- Erkeklerde Ereksiyon Sorunu Ve Tedavisi
- Erkeklerde Kısırlık Sebepleri Ve Tedavisi
- Erken Meni Gelmesi
- Gebeliğin Önlenmesi Ve Aile Planlanması
- Gerçek Zevkler
- Hayvanlarla Kurulan Cinsel İlişkiler
- Homoseksüel İlişkiler
- İdrar Yanmasının Bitkisel Tedavisi
- İnsan Vücudunun Yeniden Keşfedilmesi
- İnsanlarda Cinsiyetin Belirlenmesi
- Makat Evresi Ve Makat Sağlığı
- Rahim Mantarının Bitkisel Tedavisi
- Spermatozoit Öldürücü Maddeler Nelerdir
- Üreme Ve Kalıtım
- Yapay(Sunni)Döllenme Yöntemleri
- çıban otu çocuğun beslenmesi çocuk hastalıkları çocuk psikolojisi çocuk sağlığı ısırgan otu aşırı terleme akciğer hastalıkları Alerji astım ayı sarımsağı Böbrek hastalıkları böbrek yetmezliği baş ağrısının sebepleri baş ağrısı nasıl geçer civanperçemi damar sertliği deri döküntüsü deri kanseri Duyu Organlarının Hastalıkları ebegümeci hardal tohumu kızıl hastalığının belirtileri kızıl hastalığının sebepleri kabakulak kalp çarpması kalp cerrahisi Kalp Hastalıkları kalp sıkışması kalp yetmezliğinin tedavisi karaciğer hastalıklarının belirtileri karaciğer hastalıklarının sebepleri kuduzun belirtileri kulak ağrısının sebepleri kulak ağrısı nasıl geçer kulak akıntısı migren mine çiçeği nezle prostat büyümesi sağırlık sinüzit solunum darlığı Solunum yolu hastalıkları Tansiyon Hastalıkları Tansiyon Yükselmesi vajina kaşıntısı vajinal hastalıklar Yüksek Tansiyon zatüre
10 Eylül 2008 Çarşamba
SAĞLIK HASTALIKLAR ŞİFALI BİTKİLER KADIN HASTALIKLARI
08 Haziran 2008 Pazar
ANTİGRUP BAĞIŞIKLIK CİSİMLERİ
0 (sıfır) kan gurubundan bir kadının, değişik bir guruptan (örneğin, A ya da B) bir erkekle evlendiğinde, babasıyle aynı kan gurubundan olan bir çocuğa gebe kalırsa, antigrup olarak nitelenen bağışıklık cisimleri üretebildiği görülmüştür. Zorunluluk halinde, bu kadına da Rh negatif kadınlara uygulanana benzer bir bağışıklık kazandır-ma işlemi uygulanır.
Bu ise, gebeliğin başından itibaren, anne ve kocasının sadece Rhesus'lerinin değil, karşılıklı kan guruplarının da bi-
linmesinin zorunlu olduğunu, bir kez daha tanıtlar.
Bu ise, gebeliğin başından itibaren, anne ve kocasının sadece Rhesus'lerinin değil, karşılıklı kan guruplarının da bi-
linmesinin zorunlu olduğunu, bir kez daha tanıtlar.
RHESUS ETKENİ
RHESUS ETKENİ
Rhesus etkeni kişilerin kanlarını birbirinden ayıran en önemli özelliktir. Landsteiner ve Wiener adlı bilginler 1940'ta, Macacus Rhesus maymunlarının alyuvarlarında özel bir madde keşfetmişler ve buna "Rhesus etkeni" adını vermişlerdir. Daha sonra, bu etkenin insanların yüzde 82'sinin alyuvarlarında varolduğu ortaya çıkarılmıştır; insanların yüzde 18'inde bu madde yoktur. Rhesus etkeni taşıyan kişilerin kanı "Rh pozitif", bu etkeni taşımayanların kanı ise"Rh negatif" olarak adlandırılır. "Rh negatif" ve "Rh pozitif" kişiler arasında yapılacak bir kan alışverişi bazı tehlikeler gösterir: örneğin, bir kan verme işlemi sırasında, Rh negatif bir kişi, Rh pozitif kan alırsa, çok ciddi bir tehlike ortaya çıkar.
Döl ütün kanıyle annenin kanı arasındaki bir uyuşmazlık ciddi tehlikelere yol açabilir. Rh negatif bir kadınla Rh pozitif bir erkeğin birleşmesinden doğan çocuk, babası gibi, Rh pozitif kan taşıyabilir. Daha önce de söylediğimiz gibi, dölüt, anneninkinden bağımsız olarak dolaşan kendi kanını kendisi üretir. Bununla birlikte, son aracılığıyle, dölüt kanının çok küçük de olsa bir bölümü annenin kan dolaşım sistemine sızabilir. Rh negatif bir annenin vücudu, bu durumda, kendini savunmak için, bağışıklık cisimleri üretir. Bu bağışıklık cisimleri de sondan geçerek, çocuğun alyuvarlarını yok ederler. Bu durumda hemoli-tik denilen bir çeşit kansızlık ortaya çıkar.
Bu hastalık, annenin ürettiği bağışıklık cisimlerinin miktarına bağlı olarak az ya da çok tehlikeli olur. Bu nedenle, Rh negatif bir kadın, gebeliğin başından itibaren, sık sık kan tahlilleri yaptırarak vücudundaki "bağışıklık cisimleri oranını", yani kanında bulunan Rh yok edici bağışıklık cisimlerinin miktarını denetlemelidir.
Eğer bağışıklık cisimleri oranı çok yüksek ise (ki bir doğumda birden çok çocuk doğuran kadınlarda, gebeliğin sonunda, durum genellikle böyledir), doktor çoğu kez doğumu erkene almayı öğütler. Bu durumda, genellikle sezaryene başvurulur. Bebekte özel bir durum görülürse, hemen kanı değiştirilir. Dölütün Rh pozitif etkeninin Rh negatif anne üzerindeki etkisini ortadan kaldırabilecek ve sonuç olarak, annenin ürettiği bağışıklık cisimlerinin saldırısına uğradığı zaman Rh pozitif dölütte meydana gelen karışıklıkları önleyebile-
cek birçok çözüm yolları araştırılmaktadır.
örneğin, dölütün karın zarı boşluğuna hemolitik hastalığın yok ettiği kanı karşılayacak şekilde Rh negatif alyuvarlar şırınga etme olanağı araştırılmıştır. Dölütün bir bacağını çıkarmak ve damarlardan birinden kan vermek amacıy-ledölyatağı çeperini kesme, daha sonra doğumu beklemek üzere çocuğu yeniden dölyatağına kapama yolları da denenmiştir. Ancak bu işlemler kolayca gerçekleştirilemeyen son derece güç ameliyatlardır. En çıkar yol ciddi durumlarda bebeğin kanını değiştirmektir. Rh uyuşmazlığından doğan kansızlığa çok sık rastlanmaz. İstatistiklere göre oran 1666 gebelikte 1'dir. Ayrıca, Rh pozitif bir çocuğun varlığının Rh negatif annede zorunlu olarak bağışıklık cisimleri üretimine yol açmadığını da belirtmek gerekir. Rh negatif bir kadının ilk gebeliği genellikle kazasız geçer. (Tabii daha önceleri anneye Rh pozitif kan verilmemişse.) Çünkü annenin organizması çocuğa zarar verebilecek kadar çok bağışıklık cismi üretecek zaman bulamaz.
İkinci ya da üçüncü gebelik sırasında, annenin kanında Rh yok edici bağışıklık cisimlerinin miktarı gittikçe artar ve dölüt kansızlık tehlikesiyle daha çok karşılaşır.
Tıp, bugün bu düşüncelere dayanarak, Rhesus sorununu çözmek için başka bir yola girmiştir. Sero-profilaksi adı verilen bu yönteme göre, eğer Rh negatif bir kadına Rh pozitif kan verilmişse, ya da bu kadın daha önce Rh pozitif bir çocuk doğurmuşsa, hatta kanı Rh pozitif olan bir çocuk düşürmüşse, bu kadına, kanında bulunabilecek dölüt alyuvarlarıy-le savaşarak onları yenecek özel serumlar yardımıyle bağışıklık kazandırılır. Böylece, annenin organizması artık Rh yok edici bağışıklık cisimleri üretmez ve sonuç olarak kadının daha sonraki gebelik durumunda çıkabilecek güçlükler başından önlenmiş olur.
Rhesus etkeni kişilerin kanlarını birbirinden ayıran en önemli özelliktir. Landsteiner ve Wiener adlı bilginler 1940'ta, Macacus Rhesus maymunlarının alyuvarlarında özel bir madde keşfetmişler ve buna "Rhesus etkeni" adını vermişlerdir. Daha sonra, bu etkenin insanların yüzde 82'sinin alyuvarlarında varolduğu ortaya çıkarılmıştır; insanların yüzde 18'inde bu madde yoktur. Rhesus etkeni taşıyan kişilerin kanı "Rh pozitif", bu etkeni taşımayanların kanı ise"Rh negatif" olarak adlandırılır. "Rh negatif" ve "Rh pozitif" kişiler arasında yapılacak bir kan alışverişi bazı tehlikeler gösterir: örneğin, bir kan verme işlemi sırasında, Rh negatif bir kişi, Rh pozitif kan alırsa, çok ciddi bir tehlike ortaya çıkar.
Döl ütün kanıyle annenin kanı arasındaki bir uyuşmazlık ciddi tehlikelere yol açabilir. Rh negatif bir kadınla Rh pozitif bir erkeğin birleşmesinden doğan çocuk, babası gibi, Rh pozitif kan taşıyabilir. Daha önce de söylediğimiz gibi, dölüt, anneninkinden bağımsız olarak dolaşan kendi kanını kendisi üretir. Bununla birlikte, son aracılığıyle, dölüt kanının çok küçük de olsa bir bölümü annenin kan dolaşım sistemine sızabilir. Rh negatif bir annenin vücudu, bu durumda, kendini savunmak için, bağışıklık cisimleri üretir. Bu bağışıklık cisimleri de sondan geçerek, çocuğun alyuvarlarını yok ederler. Bu durumda hemoli-tik denilen bir çeşit kansızlık ortaya çıkar.
Bu hastalık, annenin ürettiği bağışıklık cisimlerinin miktarına bağlı olarak az ya da çok tehlikeli olur. Bu nedenle, Rh negatif bir kadın, gebeliğin başından itibaren, sık sık kan tahlilleri yaptırarak vücudundaki "bağışıklık cisimleri oranını", yani kanında bulunan Rh yok edici bağışıklık cisimlerinin miktarını denetlemelidir.
Eğer bağışıklık cisimleri oranı çok yüksek ise (ki bir doğumda birden çok çocuk doğuran kadınlarda, gebeliğin sonunda, durum genellikle böyledir), doktor çoğu kez doğumu erkene almayı öğütler. Bu durumda, genellikle sezaryene başvurulur. Bebekte özel bir durum görülürse, hemen kanı değiştirilir. Dölütün Rh pozitif etkeninin Rh negatif anne üzerindeki etkisini ortadan kaldırabilecek ve sonuç olarak, annenin ürettiği bağışıklık cisimlerinin saldırısına uğradığı zaman Rh pozitif dölütte meydana gelen karışıklıkları önleyebile-
cek birçok çözüm yolları araştırılmaktadır.
örneğin, dölütün karın zarı boşluğuna hemolitik hastalığın yok ettiği kanı karşılayacak şekilde Rh negatif alyuvarlar şırınga etme olanağı araştırılmıştır. Dölütün bir bacağını çıkarmak ve damarlardan birinden kan vermek amacıy-ledölyatağı çeperini kesme, daha sonra doğumu beklemek üzere çocuğu yeniden dölyatağına kapama yolları da denenmiştir. Ancak bu işlemler kolayca gerçekleştirilemeyen son derece güç ameliyatlardır. En çıkar yol ciddi durumlarda bebeğin kanını değiştirmektir. Rh uyuşmazlığından doğan kansızlığa çok sık rastlanmaz. İstatistiklere göre oran 1666 gebelikte 1'dir. Ayrıca, Rh pozitif bir çocuğun varlığının Rh negatif annede zorunlu olarak bağışıklık cisimleri üretimine yol açmadığını da belirtmek gerekir. Rh negatif bir kadının ilk gebeliği genellikle kazasız geçer. (Tabii daha önceleri anneye Rh pozitif kan verilmemişse.) Çünkü annenin organizması çocuğa zarar verebilecek kadar çok bağışıklık cismi üretecek zaman bulamaz.
İkinci ya da üçüncü gebelik sırasında, annenin kanında Rh yok edici bağışıklık cisimlerinin miktarı gittikçe artar ve dölüt kansızlık tehlikesiyle daha çok karşılaşır.
Tıp, bugün bu düşüncelere dayanarak, Rhesus sorununu çözmek için başka bir yola girmiştir. Sero-profilaksi adı verilen bu yönteme göre, eğer Rh negatif bir kadına Rh pozitif kan verilmişse, ya da bu kadın daha önce Rh pozitif bir çocuk doğurmuşsa, hatta kanı Rh pozitif olan bir çocuk düşürmüşse, bu kadına, kanında bulunabilecek dölüt alyuvarlarıy-le savaşarak onları yenecek özel serumlar yardımıyle bağışıklık kazandırılır. Böylece, annenin organizması artık Rh yok edici bağışıklık cisimleri üretmez ve sonuç olarak kadının daha sonraki gebelik durumunda çıkabilecek güçlükler başından önlenmiş olur.
DÖLÜT
Gebeliğin on ikinci haftasından itibaren embriyo insan biçimini alır ve cinsiyeti belirlemeğe başlar. Yaklaşık olarak yedi santimetre boyunda olan dölütün başı, gövdesine oranla çok büyüktür. Gelişmesinin bu döneminde embriyoya dölüt adı verilir.
Ertesi ay, dölütün ağırlığı ve boyu büyük bir hızla artar. Yaklaşık olarak sekiz santimetre olan boyu 18 santimetreye ulaşır; ağırlığı da 45 gr. danf 225 gr.a çıkar. Büyüme bu hızla devam etmiş olsaydı çocuğun doğumda 250 kilo gelmesi gerekirdi.
Dölütün derisi çok ince olduğundan kan damarlarını gösterir. Önceleri alın ve çenesini sonra da bütün vücudunu hafif tüyler kaplar; sekizinci ayda bu tüyler kaybolur. Gebeliğin ikinci ayından sonra dölüt annenin duymadığı çok hafif hareketler yapmağa başlar. Anne çocuğunun hareket etmeğe başladığını dördüncü ay sırasında duymağa başlayacaktır. Beşinci aydan itibaren, kalp atışları kuvvetlenir ve stetoskop ile dinlenebilir hale gelir.
Anne ve doktorun çocuğu "duymaları" gibi çocuk da onları duyabilir. Çocuk da anne kalbinin atışlarını seçer, dış dünyadan gelebilecek çok şiddetli gürültülere, kasılarak tepki gösterir. Gebeliğin altıncı ayında daha belirli bir hale gelen dölütün hareketlerinin amacı
kaslarını kuvvetlendirmektir. Yerini değiştirmekten yorulunca bacaklarını büzer, kollarını göğsünün üzerine çapraz bir biçimde yerleştirir ve dinlenme durumunu alır. Kendini ana karnı dışındaki yaşama hazırlamak için sarfedeceği kuvvet sadece bununla kalmaz. Amni-yos sıvısından birkaç damla yutarak 5/ıerk bir biçimde beslenmeyi de öğrenir. Yeni doğan bebeğin, henüz hiç bir besin almamışken, mekonyum ismi verilen koyu renkli kendine özgü bir dışkı salması bu olayın kanıtıdır. Dölyatağı içi yaşamın son üç ayı boyunca, dölü-tün kanı globülin bakımından zenginleşir; globülinin büyük bir kısmı son tarafından oluşturulur. Altıncı ayın sonunda, dölüt, yaklaşık olarak bir kilo ağırlığında ve 30-50 cm. boyundadır. Ertesi ay yani yedinci aydadölütün ağırlığı 800 gr. arttığı gibi boyu da yaklaşık olarak 5 cm. uzar. Artık biçimi kesinleşmiştir, organları arasında uyum sağlanmıştır. Deri daha az kırmızıdır; ancak deri altı yağı bulunmadığından buruşuktur. Dölüt giderek daha etkin olmağa başlar, bacaklarını sallar, yutkunur, bazen hıçkırığı bile olur. Bundan dört hafta sonra ağırlığı 2,5 kg. boyu da 45 cm. olur. Artık annesinin vücudunda geçireceği zamanı azalmıştır. Çocuğu daha tombul gösterecek küçük yağ kesecikleri oluşur, tırnakları sertleşir saçları kirpikleri çıkar, kaş kemeri üzerinde hafif bir tüylenme oluşur. Dokuz aylık hazırlanış devresinden sonra çocuk artık doğuma hazırdır. Boyu aşağı yukarı 50 cm. ağırlığı da 3,5 kilodur.
Doğa doğum için gerekli herşeyi hazırlamağa başlar; göğüs kemerinin altına ulaşmış olan dölyatağı, anneye daha rahat nefes alma olanağını vermek için 5-10 cm. aşağı iner. Çocuk baş aşağı dölyatağı boğazına yönelerek son durumunu alır.
Bu döneme gelebilmek için yedi aylık zorlu bir hazırlanma süresi gerekmiştir. Yumurtacık ve spermatozoidin karşılaşmaları, kromozomlar ve genler sayesinde, yeni kişinin temel niteliklerini belirlemiştir. Döllenen yumurtacık, liflerinin yardımıyle, dölyatağı oyuğuna yerleşmiştir. Son ve göbek kordonu, anne kanında bulunan oksijen ve besleyici maddelerin çocuğunkine geçmesini sağlamıştır. Üçüncü ayın sonuna kadar embriyo böyle gelişmiştir. Dölüt büyük bir hızla büyüyerek üçüncü aydan dokuzuncu aya kadar 8 cm.'den 50 cm.'ye uzadığı gibi, 45 gr. ağırlıktan yaklaşık olarak 3,5 kiloya ulaşmıştır. Doğum dönemine gelen bebek yaşamak için gereksindiği tüm gereçlere sahiptir. Beslenmesi ve fiziksel rahatlığı için annesine bağımlıdır ama nefes almasını, kendi sıcaklığını ayarlamasını, zehirlerini atmasını sağlayan, mekanizmalara sahiptir artık.
Ertesi ay, dölütün ağırlığı ve boyu büyük bir hızla artar. Yaklaşık olarak sekiz santimetre olan boyu 18 santimetreye ulaşır; ağırlığı da 45 gr. danf 225 gr.a çıkar. Büyüme bu hızla devam etmiş olsaydı çocuğun doğumda 250 kilo gelmesi gerekirdi.
Dölütün derisi çok ince olduğundan kan damarlarını gösterir. Önceleri alın ve çenesini sonra da bütün vücudunu hafif tüyler kaplar; sekizinci ayda bu tüyler kaybolur. Gebeliğin ikinci ayından sonra dölüt annenin duymadığı çok hafif hareketler yapmağa başlar. Anne çocuğunun hareket etmeğe başladığını dördüncü ay sırasında duymağa başlayacaktır. Beşinci aydan itibaren, kalp atışları kuvvetlenir ve stetoskop ile dinlenebilir hale gelir.
Anne ve doktorun çocuğu "duymaları" gibi çocuk da onları duyabilir. Çocuk da anne kalbinin atışlarını seçer, dış dünyadan gelebilecek çok şiddetli gürültülere, kasılarak tepki gösterir. Gebeliğin altıncı ayında daha belirli bir hale gelen dölütün hareketlerinin amacı
kaslarını kuvvetlendirmektir. Yerini değiştirmekten yorulunca bacaklarını büzer, kollarını göğsünün üzerine çapraz bir biçimde yerleştirir ve dinlenme durumunu alır. Kendini ana karnı dışındaki yaşama hazırlamak için sarfedeceği kuvvet sadece bununla kalmaz. Amni-yos sıvısından birkaç damla yutarak 5/ıerk bir biçimde beslenmeyi de öğrenir. Yeni doğan bebeğin, henüz hiç bir besin almamışken, mekonyum ismi verilen koyu renkli kendine özgü bir dışkı salması bu olayın kanıtıdır. Dölyatağı içi yaşamın son üç ayı boyunca, dölü-tün kanı globülin bakımından zenginleşir; globülinin büyük bir kısmı son tarafından oluşturulur. Altıncı ayın sonunda, dölüt, yaklaşık olarak bir kilo ağırlığında ve 30-50 cm. boyundadır. Ertesi ay yani yedinci aydadölütün ağırlığı 800 gr. arttığı gibi boyu da yaklaşık olarak 5 cm. uzar. Artık biçimi kesinleşmiştir, organları arasında uyum sağlanmıştır. Deri daha az kırmızıdır; ancak deri altı yağı bulunmadığından buruşuktur. Dölüt giderek daha etkin olmağa başlar, bacaklarını sallar, yutkunur, bazen hıçkırığı bile olur. Bundan dört hafta sonra ağırlığı 2,5 kg. boyu da 45 cm. olur. Artık annesinin vücudunda geçireceği zamanı azalmıştır. Çocuğu daha tombul gösterecek küçük yağ kesecikleri oluşur, tırnakları sertleşir saçları kirpikleri çıkar, kaş kemeri üzerinde hafif bir tüylenme oluşur. Dokuz aylık hazırlanış devresinden sonra çocuk artık doğuma hazırdır. Boyu aşağı yukarı 50 cm. ağırlığı da 3,5 kilodur.
Doğa doğum için gerekli herşeyi hazırlamağa başlar; göğüs kemerinin altına ulaşmış olan dölyatağı, anneye daha rahat nefes alma olanağını vermek için 5-10 cm. aşağı iner. Çocuk baş aşağı dölyatağı boğazına yönelerek son durumunu alır.
Bu döneme gelebilmek için yedi aylık zorlu bir hazırlanma süresi gerekmiştir. Yumurtacık ve spermatozoidin karşılaşmaları, kromozomlar ve genler sayesinde, yeni kişinin temel niteliklerini belirlemiştir. Döllenen yumurtacık, liflerinin yardımıyle, dölyatağı oyuğuna yerleşmiştir. Son ve göbek kordonu, anne kanında bulunan oksijen ve besleyici maddelerin çocuğunkine geçmesini sağlamıştır. Üçüncü ayın sonuna kadar embriyo böyle gelişmiştir. Dölüt büyük bir hızla büyüyerek üçüncü aydan dokuzuncu aya kadar 8 cm.'den 50 cm.'ye uzadığı gibi, 45 gr. ağırlıktan yaklaşık olarak 3,5 kiloya ulaşmıştır. Doğum dönemine gelen bebek yaşamak için gereksindiği tüm gereçlere sahiptir. Beslenmesi ve fiziksel rahatlığı için annesine bağımlıdır ama nefes almasını, kendi sıcaklığını ayarlamasını, zehirlerini atmasını sağlayan, mekanizmalara sahiptir artık.
Etiketler:
dölüt,
dölüt hakkında bilgi,
dölüt nedir,
dölüt ve zararları
EMBRİYO
Yirmi birinci gün civarında iki milimetre uzunluğunda olan embriyo şekillenmeğe başlar. Uçlarından birinde bir şişkinlik belirli hale gelir; bu kabarıklık içinde beynin oluşmağa başladığı başdır. Kısa bir süre sonra, henüz taslak halinde olan kalp atmağa başlar. Döllenmeden yaklaşık olarak otuz gün sonra, daha sonra kol ve bacağa dönüşecek şişkinlikler ortaya çıkar. On gün sonra avuç içleri, burun, göz ve ağız boşluğu seçilebilir hale gelir. Bu arada sinir sistemi gelişir ve beyin kıvrımları belirir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
