10 Eylül 2008 Çarşamba

SAĞLIK HASTALIKLAR ŞİFALI BİTKİLER KADIN HASTALIKLARI

08 Haziran 2008 Pazar

ANTİGRUP BAĞIŞIKLIK CİSİMLERİ

0 (sıfır) kan gurubundan bir kadının, de­ğişik bir guruptan (örneğin, A ya da B) bir erkekle evlendiğinde, babasıyle aynı kan gurubundan olan bir çocuğa gebe kalırsa, antigrup olarak nitelenen bağı­şıklık cisimleri üretebildiği görülmüştür. Zorunluluk halinde, bu kadına da Rh negatif kadınlara uygulanana benzer bir bağışıklık kazandır-ma işlemi uygula­nır.
Bu ise, gebeliğin başından itibaren, an­ne ve kocasının sadece Rhesus'lerinin değil, karşılıklı kan guruplarının da bi-
linmesinin zorunlu olduğunu, bir kez daha tanıtlar.

RHESUS ETKENİ

RHESUS ETKENİ
Rhesus etkeni kişilerin kanlarını birbi­rinden ayıran en önemli özelliktir. Landsteiner ve Wiener adlı bilginler 1940'ta, Macacus Rhesus maymunları­nın alyuvarlarında özel bir madde keş­fetmişler ve buna "Rhesus etkeni" adını vermişlerdir. Daha sonra, bu etkenin in­sanların yüzde 82'sinin alyuvarlarında varolduğu ortaya çıkarılmıştır; insanla­rın yüzde 18'inde bu madde yoktur. Rhesus etkeni taşıyan kişilerin kanı "Rh pozitif", bu etkeni taşımayanların kanı ise"Rh negatif" olarak adlandırılır. "Rh negatif" ve "Rh pozitif" kişiler ara­sında yapılacak bir kan alışverişi bazı tehlikeler gösterir: örneğin, bir kan ver­me işlemi sırasında, Rh negatif bir kişi, Rh pozitif kan alırsa, çok ciddi bir tehli­ke ortaya çıkar.
Döl ütün kanıyle annenin kanı arasında­ki bir uyuşmazlık ciddi tehlikelere yol açabilir. Rh negatif bir kadınla Rh pozi­tif bir erkeğin birleşmesinden doğan ço­cuk, babası gibi, Rh pozitif kan taşıya­bilir. Daha önce de söylediğimiz gibi, dölüt, anneninkinden bağımsız olarak dolaşan kendi kanını kendisi üretir. Bu­nunla birlikte, son aracılığıyle, dölüt kanının çok küçük de olsa bir bölümü annenin kan dolaşım sistemine sızabilir. Rh negatif bir annenin vücudu, bu du­rumda, kendini savunmak için, bağışık­lık cisimleri üretir. Bu bağışıklık cisimle­ri de sondan geçerek, çocuğun alyuvar­larını yok ederler. Bu durumda hemoli-tik denilen bir çeşit kansızlık ortaya çı­kar.
Bu hastalık, annenin ürettiği bağışıklık cisimlerinin miktarına bağlı olarak az ya da çok tehlikeli olur. Bu nedenle, Rh negatif bir kadın, gebeliğin başından itibaren, sık sık kan tahlilleri yaptırarak vücudundaki "bağışıklık cisimleri oranı­nı", yani kanında bulunan Rh yok edici bağışıklık cisimlerinin miktarını denet­lemelidir.
Eğer bağışıklık cisimleri oranı çok yük­sek ise (ki bir doğumda birden çok ço­cuk doğuran kadınlarda, gebeliğin so­nunda, durum genellikle böyledir), dok­tor çoğu kez doğumu erkene almayı öğütler. Bu durumda, genellikle sezar­yene başvurulur. Bebekte özel bir durum görülürse, hemen kanı değiştiri­lir. Dölütün Rh pozitif etkeninin Rh ne­gatif anne üzerindeki etkisini ortadan kaldırabilecek ve sonuç olarak, annenin ürettiği bağışıklık cisimlerinin saldırısı­na uğradığı zaman Rh pozitif dölütte meydana gelen karışıklıkları önleyebile-
cek birçok çözüm yolları araştırılmakta­dır.
örneğin, dölütün karın zarı boşluğuna hemolitik hastalığın yok ettiği kanı kar­şılayacak şekilde Rh negatif alyuvarlar şırınga etme olanağı araştırılmıştır. Dölütün bir bacağını çıkarmak ve da­marlardan birinden kan vermek amacıy-ledölyatağı çeperini kesme, daha sonra doğumu beklemek üzere çocuğu yeni­den dölyatağına kapama yolları da de­nenmiştir. Ancak bu işlemler kolayca gerçekleştirilemeyen son derece güç ameliyatlardır. En çıkar yol ciddi durum­larda bebeğin kanını değiştirmektir. Rh uyuşmazlığından doğan kansızlığa çok sık rastlanmaz. İstatistiklere göre oran 1666 gebelikte 1'dir. Ayrıca, Rh pozitif bir çocuğun varlığının Rh negatif annede zorunlu olarak bağışıklık cisim­leri üretimine yol açmadığını da belirt­mek gerekir. Rh negatif bir kadının ilk gebeliği genellikle kazasız geçer. (Tabii daha önceleri anneye Rh pozitif kan verilmemişse.) Çünkü annenin organiz­ması çocuğa zarar verebilecek kadar çok bağışıklık cismi üretecek zaman bu­lamaz.
İkinci ya da üçüncü gebelik sırasında, annenin kanında Rh yok edici bağışıklık cisimlerinin miktarı gittikçe artar ve dö­lüt kansızlık tehlikesiyle daha çok karşı­laşır.
Tıp, bugün bu düşüncelere dayanarak, Rhesus sorununu çözmek için başka bir yola girmiştir. Sero-profilaksi adı verilen bu yönteme göre, eğer Rh negatif bir kadına Rh pozitif kan verilmişse, ya da bu kadın daha önce Rh pozitif bir çocuk doğurmuşsa, hatta kanı Rh pozitif olan bir çocuk düşürmüşse, bu kadına, ka­nında bulunabilecek dölüt alyuvarlarıy-le savaşarak onları yenecek özel serum­lar yardımıyle bağışıklık kazandırılır. Böylece, annenin organizması artık Rh yok edici bağışıklık cisimleri üretmez ve sonuç olarak kadının daha sonraki ge­belik durumunda çıkabilecek güçlükler başından önlenmiş olur.

DÖLÜT

Gebeliğin on ikinci haftasından itibaren embriyo insan biçimini alır ve cinsiyeti belirlemeğe başlar. Yaklaşık olarak yedi santimetre boyunda olan dölütün başı, gövdesine oranla çok büyüktür. Geliş­mesinin bu döneminde embriyoya dölüt adı verilir.
Ertesi ay, dölütün ağırlığı ve boyu bü­yük bir hızla artar. Yaklaşık olarak sekiz santimetre olan boyu 18 santimetreye ulaşır; ağırlığı da 45 gr. danf 225 gr.a çıkar. Büyüme bu hızla devam etmiş ol­saydı çocuğun doğumda 250 kilo gel­mesi gerekirdi.
Dölütün derisi çok ince olduğundan kan damarlarını gösterir. Önceleri alın ve çenesini sonra da bütün vücudunu hafif tüyler kaplar; sekizinci ayda bu tüyler kaybolur. Gebeliğin ikinci ayından son­ra dölüt annenin duymadığı çok hafif hareketler yapmağa başlar. Anne çocu­ğunun hareket etmeğe başladığını dör­düncü ay sırasında duymağa başlaya­caktır. Beşinci aydan itibaren, kalp atış­ları kuvvetlenir ve stetoskop ile dinlene­bilir hale gelir.
Anne ve doktorun çocuğu "duymaları" gibi çocuk da onları duyabilir. Çocuk da anne kalbinin atışlarını seçer, dış dün­yadan gelebilecek çok şiddetli gürültü­lere, kasılarak tepki gösterir. Gebeliğin altıncı ayında daha belirli bir hale gelen dölütün hareketlerinin amacı
kaslarını kuvvetlendirmektir. Yerini de­ğiştirmekten yorulunca bacaklarını bü­zer, kollarını göğsünün üzerine çapraz bir biçimde yerleştirir ve dinlenme du­rumunu alır. Kendini ana karnı dışında­ki yaşama hazırlamak için sarfedeceği kuvvet sadece bununla kalmaz. Amni-yos sıvısından birkaç damla yutarak 5/ıerk bir biçimde beslenmeyi de öğre­nir. Yeni doğan bebeğin, henüz hiç bir besin almamışken, mekonyum ismi ve­rilen koyu renkli kendine özgü bir dışkı salması bu olayın kanıtıdır. Dölyatağı içi yaşamın son üç ayı boyunca, dölü-tün kanı globülin bakımından zenginle­şir; globülinin büyük bir kısmı son tara­fından oluşturulur. Altıncı ayın sonun­da, dölüt, yaklaşık olarak bir kilo ağırlı­ğında ve 30-50 cm. boyundadır. Ertesi ay yani yedinci aydadölütün ağır­lığı 800 gr. arttığı gibi boyu da yaklaşık olarak 5 cm. uzar. Artık biçimi kesinleş­miştir, organları arasında uyum sağlan­mıştır. Deri daha az kırmızıdır; ancak deri altı yağı bulunmadığından buruşuk­tur. Dölüt giderek daha etkin olmağa başlar, bacaklarını sallar, yutkunur, ba­zen hıçkırığı bile olur. Bundan dört haf­ta sonra ağırlığı 2,5 kg. boyu da 45 cm. olur. Artık annesinin vücudunda geçire­ceği zamanı azalmıştır. Çocuğu daha tombul gösterecek küçük yağ kesecikle­ri oluşur, tırnakları sertleşir saçları kir­pikleri çıkar, kaş kemeri üzerinde hafif bir tüylenme oluşur. Dokuz aylık hazır­lanış devresinden sonra çocuk artık do­ğuma hazırdır. Boyu aşağı yukarı 50 cm. ağırlığı da 3,5 kilodur.
Doğa doğum için gerekli herşeyi hazır­lamağa başlar; göğüs kemerinin altına ulaşmış olan dölyatağı, anneye daha ra­hat nefes alma olanağını vermek için 5-10 cm. aşağı iner. Çocuk baş aşağı dölyatağı boğazına yönelerek son duru­munu alır.
Bu döneme gelebilmek için yedi aylık zorlu bir hazırlanma süresi gerekmiştir. Yumurtacık ve spermatozoidin karşılaş­maları, kromozomlar ve genler sayesin­de, yeni kişinin temel niteliklerini belir­lemiştir. Döllenen yumurtacık, liflerinin yardımıyle, dölyatağı oyuğuna yerleş­miştir. Son ve göbek kordonu, anne ka­nında bulunan oksijen ve besleyici maddelerin çocuğunkine geçmesini sağlamıştır. Üçüncü ayın sonuna kadar embriyo böyle gelişmiştir. Dölüt büyük bir hızla büyüyerek üçüncü aydan do­kuzuncu aya kadar 8 cm.'den 50 cm.'ye uzadığı gibi, 45 gr. ağırlıktan yaklaşık olarak 3,5 kiloya ulaşmıştır. Doğum dönemine gelen bebek yaşamak için gereksindiği tüm gereçlere sahiptir. Beslenmesi ve fiziksel rahatlığı için an­nesine bağımlıdır ama nefes almasını, kendi sıcaklığını ayarlamasını, zehirleri­ni atmasını sağlayan, mekanizmalara sahiptir artık.

EMBRİYO

Yirmi birinci gün civarında iki milimetre uzunluğunda olan embriyo şekillenme­ğe başlar. Uçlarından birinde bir şişkin­lik belirli hale gelir; bu kabarıklık içinde beynin oluşmağa başladığı başdır. Kısa bir süre sonra, henüz taslak halinde olan kalp atmağa başlar. Döllenmeden yaklaşık olarak otuz gün sonra, daha sonra kol ve bacağa dönü­şecek şişkinlikler ortaya çıkar. On gün sonra avuç içleri, burun, göz ve ağız boşluğu seçilebilir hale gelir. Bu arada sinir sistemi gelişir ve beyin kıvrımları belirir.
Pixel Rating hosting arama motoru Genç Toplist | Pr:4 Toplist | Site Ekle |  Toplist | Link Ekle | Hit Kazandıran Toplist www.baltictop.com - Free Counter and web stats Vote für uns auf der .:.:: Fun Topliste ::.:. Arama Motoru